Süryani Tarihi

Süryaniler, köken olarak Hz. Nuh’un oğlu Sam’a dayanırlar. Semitik ırka mensup bu topluluğun yerleşim alanları genelde Mezopotamya bölgesidir. Bu geniş coğrafya üzerinde beş bin yıl gibi uzun geçmişe sahiptirler. Elli asırlık tarihi süreçte isim değişikliğine uğradıkları söylense de, son yirmi asırdır Süryaniler diye çağırıldıkları kesindir. Kökleri bu kadar tarihi derinliklere inen Süryaniler, kültürlerini ve inançlarını korumuş, her şeye rağmen ayakta kalma başarısını göstermiş, varlıklarını günümüze kadar taşıyabilmişlerdir.

Süryani ataları Aramiler; Hiristiyanlığın, Antakya şehrine girdiği ve Hıristiyan dünyasının üç büyük kürsüsünden ilki olan Antakya Elçisel Kürsüsünün kurulduğu dönemde (M.S. 37-43) bölgede etkin durumdaydılar. Çeşitli putlara tapan Aramiler’in büyük çoğunluğu, İsa Mesih’in öğretisini kabul ederek Hıristiyanlığa geçiş yapmışlardır. Buna paralel olarak Arami olan isimlerini terk ederek Süryani tabirini kullanmaya ve ayni zamanda konuştukları Aramice lisanına da Süryanice olarak adlandırmışlardır. O dönemde, bölgede yeni gelişen Hıristiyanlık inancı ile Süryani ismi özdeşleşmiş, bu iki öğe halk arasında aynı anlam ve manada kullanılır olmuştu. İsa Mesih’in havarileri ile bölge halkı Süryani adını o kadar benimsemişlerdir ki Antakya kilisesini bu isimle çağırmaya başlamışlar ve bu ismi Antakya Kilisesinin dini simgesi haline getirmişlerdir. Üçüncü Antakya Patriği Mor İğnatiyos Nurani’nin, M.S. 107 yılında Romalılara yazdığı mektupta ilk defa "Antakya Süryani Kilisesi" değimini kullanmıştır.

Arami Kralı V. Abgar, M.S. 34 yılında Hıristiyanlık inancını kabul ettikten sonra, Mezopotamya’nın çeşitli bölgelerine elçiler göndererek, Hıristiyanlık inancının bu coğrafyada yayılmasına öncülük etmiştir. Bölge halklarının Süryanice konuşuyor olmaları bu süreci hızlandırmıştır. Böylece biri diğeri ile özdeşleşmiş, ayni anlam ve manada kullanılan Hıristiyanlık inancı ile Süryanilik, kısa zamanda Mezopotamya bölgesine yayılmıştır. Günden güne gelişen Süryaniler, yaşadıkları topraklar üzerinde kültür ve sanat alanında eşsiz eserler bırakarak bölgenin sosyal yaşamını derinden etkilemişlerdir. Birçok bilim adamı yetiştirerek, bölge medeniyetine yön vermişlerdir.

Süryani bilginleri , dilbilgisi, konuşma (hitabet) ve şiir gibi filoloji bilimlerine yoğunlaşmışlardır. Bunun yanında mantık, felsefe, tabiat bilimleri, matematik, astronomi, jeoloji ve tıpla uğraşmışlardır. Bu değerli bilginler, teorisel din biliminin, ahlakın, kilise ve toplum hukukunun da derinliklerine dalmış bu konularda önemli çalışmalar yapmışlardır. Uzun zamanlar toplum ve din tarihi, coğrafya, kilise müziği ve hikaye anlatma sanatına değinmişler, genel olarak pozitif eğitimin en bilinen alanlarını kapsamışlar, bilginin meşalesini doğu ve batı dünyasının en uzak bölgelerine taşımışlardır. Yunan edebiyat eserleri, zenginliğine, mükemmelliğine ve üstünlüğüne rağmen her ne kadar Süryani ve Latin edebiyatı için bir model olduysa da; bir bütün olarak değerlendirildiğinde Süryani edebiyatının mükemmelliği üzerine geçememiştir.

Süryaniler; Romalılar, Persler, Bizanslılar, Araplar, Moğollar ve Türkler zamanında tarihsel dökümanların en doğrusuna sahip olan toplumlardır. M.S. 4. yüzyıl Yunancayı kullanan bilim adamlarının eserleriyle çalkalanırken, Edessa (Urfa) okulu bu yazıların en seçkinlerini Süryanice’ye çevirmekte gecikmemiştir. Edessa okulu Yunanca eğitimi vermeye de başlamış, 12. yüzyılın sonuna kadar olan sürede en ünlü okullar arasında yerini almıştır. Diğer bir yandan çeşitli Süryani bilim adamları, felsefe ve bilim kitaplarını önce Süryanice’ye daha sonra Arapça’ya çevirmek için büyük çabalar harcamışlardır. Bu edebi hareket ve onun etrafında gelişen çalışmalar sayesinde, asılları kaybolmuş olan Yunanca Hıristiyanlık kitapları, Süryanice’ye yapılmış çevirileri sayesinde korunabilmiştir. Süryani yazarlarının ürettikleri eserler, kendi dönemlerinde adeta başvuru kaynağı olmuş ve çeşitli dillere çevrilmişlerdir.

Beş bin yıllık geçmişe sahip bu zengin kültürün mirasçıları Süryaniler, günümüzde yaklaşık olarak beş milyon tahmin edilen nüfuslarıyla Türkiye, Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün, İsrail ve Hindistan’da yaşamaktadırlar. Ancak yirminci asrın son yarısında, büyük bir bölümü Türkiye ve Ortadoğu’dan ayrılarak, başta Avrupa ve İskandinavya ülkeleri olmak üzere Amerika’ya, Avustralya’ya göç etmişlerdir.

Daha fazla bilgi için... Wikipedia

image