ANA SAYFA | DERGİ EKİBİ | ABRAŞİYEMİZ | WEB MASTERLAR | BİZE ULAŞIN | ARŞİV

YAZIYORUM

>> Geç Kalmadan - NAİLE ISLANMAZ

>> Üstün Nitelik - İBRAHİM DÜŞ

>> Başarılar Hayallerle Başlar - SARA TANOĞLU

>> Herkes Sen mi? - ERGÜN DEMİRCİ

>> Tanrı’nın Sözü, Yaşam Kaynağı - CORÇ KULGA

>> Kahraman - DANİEL DEMİRCİ

>> Vatan Sevgisi - MELFONO ZEKİ BUDAK

>> Neyimizle Övünüyoruz - YAKUP ÖZSEZER

>>> NAİLE ISLANMAZ

Geç Kalmadan

Bir insan ölümün sessizliğiyle ve acısıyla uyandığı bir günden daha berbat bir gün olabilir mi?

Bence hayır.

Yüreğimizdeki çocuk avaz avaz bağırmakta ama dışınız sadece ağlamakla yetinmek zorunda. Durduk yerde bir yağmur gibi yağmakta gözyaşlarınız.

Tarif de etmez ki bir insan bu acıyı, ama o insan yaşarken hiç aklımıza gelmiyor bir gün onu kaybedeceğimiz. Bir daha hiç sesini duyamamak, görememek, dertleşememek ve hatta kavga edememek…

Oysa sanırız ki bizim hayatımızda hep var olacak; ta ki biz ölünceye kadar. Ne zaman ki biz öldük ondan ayrılan biz olduk.

O zaman olabilir.

Sizce olabilir mi?

Düşünsenize bir eşya kaybettiniz gidip yenisini hatta aynısını alırız. Bir tabak, bir bardak kırdınız hemen “Aman ne önemi var, zaten tabaktan bardaktan çok ne var.” deyiveririz.

Ama ya kaybedilen bir insan olduğu zaman nasıl da büyük bir boşluk yaşarız. Nasıl ki bir bardağı kırdığımızda ne kadar birleştirmeye uğraşsak da eski halini alamıyorsa o kaybedilen insanın yerine yenisi nasıl konur? Onun kalbimizdeki yerini hayatımıza kattıklarını, bir başkası nasıl katar.

O’nun gülüşü, onun duruşu, üzüntüsü, mutluluğu nasıl unutulur?

Bu mümkün mü?

Bence bu mümkün değil ama mümkün olan bir şey var.

Sevdiğimiz insanlara onlar sağken ve imkanımız varken, geciktirmeden, onlara sevgimizi belli edelim, onlarla paylaşalım.

Sevgiyi paylaşmaktan daha güzel bir şey var mı?

Hani derler ya insan sevdiğinin değerini kaybettikten sonra anlarmış. Siz bunu değiştirin, fırsatınız varken annenize, babanıza, eşinize, arkadaşınıza onu ne kadar sevdiğinizi söyleyin.

Bunu yapmak için Anneler Günü, Babalar Günü ya da Sevgililer Günü olmasını beklemeyin.

Unutmayın!

O günler gelene kadar siz çok geç kalmış olabilirsiniz.

>> Sayfa Başı


>>> İBRAHİM DÜŞ

Üstün Nitelik

Bazen yaşadığımız bu hayat çok kısaymış gibi geliyor; bazen ise sanki hiç bitmeyecek gibi…

Ama sonuçta sonumuzun ne olacağı bir yere kadar belli. Özellikle hepimiz çok iyi biliyoruz ki bu fani dünyada zamanı geldiğinde toprağa karışıp, bu geçici bedenlerimizi burada bırakacağız. Ama Tanrımızın bize vermiş olduğu kutsal ruh sonsuza kadar ölmeyeceği için Tanrımıza geri dönecek. Evet bizim için ölmek demek sevginin kaynağına gitmek demek.

Bizler bu dünyada ailelerimizi, akrabalarımızı, çocuklarımızı, arkadaşlarımızı ve en önemlisi Tanrımızı severken bizlere vermiş olduğu üstün niteliği; yani “Sevgi”yi kullanıyoruz. . Şöyle bir düşündüğümüzde bize basitmiş gibi gelebilir, ama aldanmayalım. Bizlere bildirildiği gibi her şey sona erecek ama “Sevgi” hiçbir zaman sona ermeyecektir. Yeter ki yaşamın başlangıcıyla sonu arasındaki ince çizgide bize sorulan soruları iyi yanıtlayalım. İşte bu sorulara verebileceğimiz doğru cevaplar bize sunulmuş olan kutsal armağanda yani “Sevgi”de gizlidir. Bu gizi açığa çıkarmak için öncelikle Tanrıyı sevebilmeliyiz. O her zaman yanımızda olup bizleri terk etmeyecektir. Onun buyruklarını yerine getirdikçe bize vaat ettiği ödülü yani cennetin kapılarını bize açacaktır.

Bir yaşam sona erdiğinde üzülüyoruz; ki bu olağandır. Ama şunu unutmayalım ki üzüntümüzün kaynağı sevgidir. Sevdiğimiz bu insanlar cennetin kapılarını İSA MESİH vasıtası ile açacaklar ve Tanrının göksel kilisesinde hak ettikleri yerlerini alacaklardır.

>> Sayfa Başı


>>> SARA TANOĞLU

Başarılar Hayallerle Başlar

Yıllardan beri insan hayalleriyle yaşar derler. Hayalleriyle sevinir, hayalleriyle üzülür, hayalleri onun bir parçası olur. Hayalleri, umutları olmayan bir insanın hayattan zevk olması hatta yaşaması bile çok zordur derler. Fakat ömrümüzün sonuna kadar hayal kurarak mutlu olmak yetmez. Yani ara sıra da, başarılı olarak kurduğumuz hayalleri yerine getirip başarının da nasıl bir duygu olduğunu tatmak ve yaşamak gerekir. Naci Kasım’ın da dediği gibi: “Gerçeği hayale uydurmaktansa hayali gerçeğe çevirmek daha iyidir. Hayallerinizle hayatınızı zehir etmekten vazgeçin.”

Bilmelisiniz ki başarılı olduğumuzda duyduğumuz heyecan, o an hissettiğimiz duygular hayal kurmaktan daha eğlenceli ve güzeldir. Çünkü hayalleriniz sizinle kendi iç dünyanız arasında olan, kimsenin bilemeyeceği, takdir edemeyeceği bir duygudur fakat başarılı olma duygusu bambaşkadır. Çünkü başarı duygusu sizinle çevrenizdekiler arasında geçer, paylaşırsınız. Çevrenizden başardığınız şey için takdir, tebrik, teşekkür alırsınız. Bu da sizin daha iyi, daha verimli, daha yararlı çalışmanızı ve başarılı olmanızı sağlar. Çevrenizdekilerden hayallerinizle değil başardıklarınızla daha fazla değer görürsünüz, saygınlık kazanırsınız ve toplum içinde önemli bir yere sahip olursunuz. İşte bu duyguları sadece başarılı olmakla tadabilirsiniz hayal kurmakla değil. Ayrıca büyük çaba sarf edilip alın teri döktüğünüz başarılar, aradan onlarca yıl geçse bile unutulacak türden olmayan hoş bir hatıra olarak kalır belleklerinizde.

Fakat bu demek değildir ki hayallerin hayatımızda hiçbir önemi yok. Var hem de çok büyük önemi var. Çünkü insanlar hayatları boyunca gerçekleştiremeyecekleri olayları hayalleriyle gerçekleştirirler. Beş yaşındaki bir çocuk da hayal kurar, yetmiş yaşındaki bir ihtiyar da. Çünkü hayal umut demektir, sevinç demektir, özgürlük demektir. Bir insanın ekmek suya ne kadar ihtiyacı varsa başarıya ve hayale de o kadar ihtiyacı vardır. Başarılar hayallerin devamıdır ve kişinin azmiyle doğru orantılıdır bence. İnsan önce hayal kurar daha sonra hırsı ve azmiyle gerçekleştirir bu hayallerini. Bunun için hayallerin de önemi büyüktür.

Her insan hayal kurar. Hayal kurmak çok kolaydır, ya bunu gerçekleştirmek? İşte orada insanlar zorla karşılaşırlar. Çünkü başarı emek ister, sabır ister, çalışma ister. Bunu da yapması zor olduğundan tam anlamıyla başarılı insan sayısı çok azdır. Nepal’in dediği gibi: “Başarının gerçek olup olmadığını anlamak için karşılığında neler verdiğine bak.”

Fakat şunu bilmelisiniz ki; başarı hayalleri kamçılayan, gelişmesini sağlayan, zevkli, eğlenceli bir o kadar da insanları hırslandıran, sevgi, saygı, hoşgörü duygularını kazandıran bir kavramdır.

>> Sayfa Başı


>>> ERGÜN DEMİRCİ

Herkes Sen mi?

Dürüstlüğe hayran, yanlışa köstek olan,
İyiliği seven, kötülüğe karşı olan,
Seni sevmeyeni, seven
Herkes sen mi?

Birkaç ekmek ve balıkla binlerce insanı doyuran
Sara hastasıyla kör olanları iyileştiren
Ölü insanı annesinin isteğiyle dirilten
Herkes sen mi?

Petrus’a “sen beni bugün horoz ötünceye dek üç kez inkar edeceksin” diyen
“Siz beni görerek inanıyorsunuz beni görmeden inananlara ne mutlu” diyen
Bize öleceğini söyleyen;
Birinci günü Adem ve tüm erkekler için,
İkinci günü Havva ve bütün kadınlar için,
Üçüncü gün ise şeytanı bizim için yenip göğe yükseleceğini söyleyen
Sizi sevmeyene bile sevgiyle yaklaşın diyen
Ve herkesi her zaman sevmemizi söyleyen

HERKES SEN Mİ YA RAB MESİH İSA !!!

>> Sayfa Başı


>>> CORÇ KULGA

Tanrı’nın Sözü, Yaşam Kaynağı

Tanrı’nın sözü diri ve etkilidir. İki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini, amaçlarını yargılar.” (İbraniler 4:12)

“İnsan yalnız ekmek ve suyla yaşamaz, fakat Allah’ın ağzından çıkan her sözle yaşar.” (Matta 4:4)

Sevgili İdem okuyucuları; Bir yıl öncesine bugünlere gidersek, Saygıdeğer patriğimiz İğnatiyos I. Zeka Ayvaz’dan tüm Süryani cemaatine hitaben okunmak ve uygulamaya konulmak maksadıyla bir yazı gönderilmiştir. Saygıdeğer Patriğimizden ara sıra böyle yazılır gelir, bilirsiniz. Fakat bu defaki yazı kilisede okununca o günkü içten sevincimi tarif edemezdim.

Yazıda aynen şöyle diyordu: “Süryani Kilisesi 2004 yılını ‘Kutsal Kitap Yılı’ ilan etmiştir”. Gerçekten de o anda yüreğimdeki duygularımı herkese haykırmak istedim. 2004 yılı içinde kilisece Kutsal Kitap’ın daha fazla okunması için, değerlendirilmesi için bazı girişimlerde bulunacak, raflarda tozlu bekleyen, Tanrı’nın özünün ve sözünün yapraklarının okunması için bir gayret içine girilecekti.

Ama maalesef aradan bir yıl geçti, değişen hiçbir şey olmadı. Fakat niye olsun ki? Nasıl olsa biz her pazar günü kilisemize gidip Allah’ın sözünden işitmiyor muyuz? Bu yeter de artar diye mi düşünüyoruz?

Saygıdeğer büyüklerim, kardeşim, gençlerim sizlere sesleniyorum. Şunu bilmenizi istiyorum. Rab Allah şöyle diyor: “İnsan ekmek ve su ile yaşamaz, ancak Tanrı’nın her bir sözüyle yaşar.”

Eğer yaşam sürecimizde, hayatımızın tüm günleri devamınca sağlıklı ve esen yaşamak istiyorsak kötü gün görmek istemiyorsak, çoluk çocuğumuzla sevgi ve mutluluk içinde günlerimizi geçirmek arzusunda isek bunu sağlamak için yapacağımız tek bir şey var: Kutsal Kitap’ı okumak, okumak, her gün okumak. Çünkü Tanrı’nın sözü keskin bir kılıç gibidir. Böğürleri deler; cana şifa, ziyade şifa verir. Bizleri hayat kaygısından, sıkıntısından, stresinden, en acı dertlerinden uzaklaştırır.

Evet, sevgili kardeşlerim, artık gerçekle yüzleşmenin, şimdi aynaya bakıp da, gördüğümüz hakikatle yüz yüze gelmenin zamanının yaklaştığını bilmeliyiz. Pavlus Resul’ün Timoteos’e yazdığı şu satırlara dikkatinizi çekmek isterim: “Son günlerde çetin anlar gelecektir. İnsanlar kendilerini seven, parayı seven, küfürbaz, mağrur, inatçı, kibirli, ana babaya itaatsiz, zevki Allah’tan fazla seven insanlar olacak. Bunlardan yüz çevir.” (II. Timoteos 3:1 - 5)

Kendi kendimizle özeleştiri yaptığımızda veya etrafımıza baktığımızda Resul Pavlus’un bu uyarıcı sözlerinin ne kadar dikkate değer olduğunu bilmeliyiz. O nedenle zararın neresinden dönülse kardır misali Tanrı’nın bize paha ile satın aldığı ve meccanen verdiği bu ati yenin değerini bilmeliyiz.

Özellikle temel taşımız, geleceğimiz, özgüvenimiz, değerlerimiz, geleceğimizin asıl varisleri olan gençlerimize seslenmek istiyorum. Kelam şöyle diyor: “Zor günler gelmeden, zevk almıyorum diyeceğin günler yaklaşmadan, güneş ay ve yıldızlar kararmadan gençlik günlerinde seni Yaratanı anımsa.” (Vaiz 12:12)

Şöyle ki sevgililer, işte bu solmaz gerçekler yakınımıza gelmişken geç kalmadan Kutsal Kitap okuyalım. Bizi kanatları altında her türlü badireden koruyan Rab Kurtarıcımız Mesih İsa’nın kutsal sözlerinden yoksun kalmayalım. Eğer bu satırları okuduysanız, o anda bir başlangıç yapmanın tam zamanı. Açın Kutsal Kitabınızı, 2004 yılı geçti, ama 2005 yılı bizim içindir. Rab Mesih İsa’yı kuşanalım. Benliğimizin tutkularına uymayı artık düşünmeyelim. Çünkü benliğe dayanan düşünce Tanrı’ya düşmanlıktır. Tanrı’nın yasasına boyun eğmez. Benliğin denetiminde olanlar Tanrı’yı hoşnut edemezler. Benliğe dayanan düşünce ölüm, ruha dayanan düşünce ise yaşam ve esenliktir. (Romalılar 8:5 - 8)

Davut Peygamber Mezmur 23’te şöyle diyor: “Rab çobanımdır, benim eksiğim olmaz. Ölüm vadisinden geçsem bile kötülükten korkmam, çünkü sen benimle berabersin.”

Kutsal Hazineyi kullanmak dileğiyle, Rabbin esenliği cümlemizi kutsasın.

Amin.

>> Sayfa Başı


>>> DANİEL DEMİRCİ

Kahraman

Fena şeydir yalnızlık, boyun eğer hayallere, çünkü ondan başka kimsesi yoktur. Ne yapsa ne etse kendini saklayamaz ondan. Nereye gitse nereye kaçsa peşinden gelir. Hayaller ise tek kişilik aşka boyun eğer, fakat hayaller yalnızlık gibi kaçmaz, daha çok birbirlerini tamamlar ve en güzel hayallerle büyütür içindeki sevgiyi.

Onu kahraman’ı yapar. Nereye gitse kahraman’ı onunla olur. Yolculuk yaparken, yemek yerken, başını yastığa koyarken de, iğnenin deliğinde bile olsa kahraman’ı yanındadır. Sigaradan, rakıdan daha beter bir alışkanlıktır. Onu her zaman bekler.

Necip Fazıl’ın dediği gibi:

NE HASTA BEKLER SABAHI
NE TAZE ÖLÜYÜ MEZAR
NE DE ŞEYTAN BİR GÜNAHI
SENİ BEKLEDİĞİM KADAR

Onu hastanın sabahı beklediği gibi, şeytanın günahı beklediği gibi beklemektedir.

Ve bir gün bir yerlerde beraber olma ümidiyle yaşamaktadır. O sevgisinden emindir. Kahraman’ını özlemek bile mutlu eder onu. Bir gün o kapıdan gireceğini bütün bu bekleyişlerinin biteceğini hayal etmektedir.Her cümlede her sözde kahraman’ı onun gizli öznesiydi.Ansızın hayatına girip bekleme sürecini fazla uzatmadan gitti.

Yazık etti sevgisine. Kahraman’ına sadece bunları söyler:

GİTMEK İÇİN ACELEN YOKTU
ŞİMDİ BİR HAYAL BİLE DEĞİLSİN
İKİMİZİN TOPLAMI İKİMİZE YETER SANMIŞTIM
AMA YANILMIŞTIM
OLMADI OLMADI
BÖYLE ANSIZIN ÇEKİP GİTMEK OLMADI
BÖYLE DE YALNIZ KALINMAZ Kİ
ÇOK İYİ BİLDİĞİN O YERDE

Sizce beraber olma ihtimalleri var mı? YOK

Kahramanı istese bile o istemeyecek çünkü hayallerinde yaşattığı büyüttüğü gibi olmamasından korkuyor.

Tıpkı şarkıda söylendiği gibi:

İÇİMDE ÖYLE GÜZELSİN Kİ
ONU KİRLETMEYECEĞİM SENİNLE…

>> Sayfa Başı


>>> MELFONO ZEKİ BUDAK

Vatan Sevgisi

Birçok insanın öldüğü yıkıcı bir savaşta, yüzbaşı hiddetlenerek askerlerine yüksek bir sesle bağırdı! Düşman istila edilerek onların kaçmalarına neden olmuştu. Savaşın kızıştığı bir anda yüzbaşı bir oka hedef olarak vuruldu ve atından düştü.

Askerler onu hastaneye ulaştırdıklarında, doktorlar çok kötü bir yara aldığını gördüler. Ölümle pençeleşiyordu ve çok kan kaybetmişti. Doktorlar kan verilmesi gerektiğini, eğer kan bulunamazsa hayatta kalmasının zor olduğunu açıkladılar. Bu yüzbaşı savaşta galip geldiğinden kraliyet gözünde bir kahramandı ve bu yüzden değerli bir mevkiye sahipti. Doktorlar bu yüzbaşı için uygun olan kanı bulmak için seferber oldular. Ama maalesef bulamadılar. Bu yüzden de yüzbaşının hayata dönmesi için umutlar tükenmişti. Yüzbaşı ölümle pençeleşirken; sakat bir adamın içeri girdiğini gördüler ve onlara: “Ne kadar kan gerekiyorsa ben bu kahraman için vermeye hazırım” dedi.

Kan verme işlemi bittiğinde yüzbaşıyı hayata döndürmeyi başardılar. Kraliyet bu sakat adamın fedakarlığı karşılığında ona beş yüz dinar altın ve hayatta olduğu sürece aylık olarak da on dinar maaş takdim ettiler. Fakat bu sakat adam bu parayı reddederek, Kraliyet önünde büyük bir onurla durarak: ”Vatanım için savaşta ayağımı vererek tamamıyla hakkımı ödedim. Fakat vatandaş kardeşlerim için bir şey ödememiştim. Ülkemin bütünlüğünü korumak isteyen bu yüzbaşı gibi olduğum sürece demek ki hepimiz kardeşiz. Bu yüzden ülkenin bana karşılığını vermesine gerek yoktur. Bir kardeşin ikisinin sahip olduğu bir malı satın almaya hakkı olmadığı gibi.Eğer başka bir kardeşimin göze ihtiyacı olursa ona da gözümü vermeye hazırım. Bana da; yalnızca kulaklarım yeterlidir. Onlarla vatanımın galibiyet ve başarılarını duymam bana kâfidir. İşte bu şekilde bütün eksikliklerimi tamamlamış olurum”

KAYNAK: Hergo D’Keryono

>> Sayfa Başı


>>> YAKUP ÖZSEZER

Neyimizle Övünüyoruz

Övünmek genellikle, insanların kendilerini ispatlamaları amacıyla kullanılan bir araç olarak bilinmektedir. Eğer bir insan övünerek kendini daha iyi tanıtma fırsatı bulabiliyorsa, övünmek onun için iyi bir kavram haline geliyor. İnsanlar arasında etkileşim sayesinde de övünmek bir toplumun aracı haline geliyor. Toplumlar da bu sayede kendilerini diğer toplumlardan ayırt etme fırsatı bulabiliyorlar.

Süryani toplumunun çok sık dile getirdiği bir araçtır övünmek. Övünerek kendimizi yüceltiyor, toplumumuzun sorunları da bu sebepten dolayı, çözüme ulaşmadan erteleniyor. Elbette tarihimiz ve kültürümüzle övünmek hakkımız; fakat biz övündüğümüz kişilerin yaptıklarından çok az da olsa örnek almadan, sadece övünürsek bu neye yarar?

Bu konuyu; yazıyı yazmamda büyük vesile olan değerli büyüğümüz rahmetli Naum Faik Palak’tan bir alıntı yaparak açıklamak istiyorum:

"Ey Süryaniler! Karanlık geceler bitti, ışık veren şafağın sönmesiyle, hürriyet güneşinin çıkmasıyla kainat nurla dolacak. Başkalarının hakir görmelerinden ve zilletten kurtulalım. Yücelmeyi ve yaşamayı isteyelim ki, buna layık olabilelim. Dostluk ve kardeşlik bağlarıyla, yok olmadan önce kalplerimizi birleştirelim.

Bizler yüce bir toplumun torunlarıyız. Ecdadımızın başı, göklere değecek kadar yüceydi. Öyle meziyetlere sahiptirler ki,diğer toplumları hayrette bırakmışlardı. O, kahramanların torunları olarak azametimizin kırılması, himmetimizin sönmesi bize yakışmıyor. Yazıklar olsun bize. O şeref şu anda çökmüş bulunuyor.

Kime şikayet ve kime iltica edelim?

Ey Süryaniler! Milletin ağlıyor, yine eski onuru elde etmek için çırpınıyor, bu çağrıya evet demeyecek misin? Dikkat ediniz, kalkınız ve çalışınız, olumsuz gidişin önüne gidiniz."

Bu çağrışım toplumun o zor zamanlarda insanların değer yargılarının farkına varmasına sebep olmuş ve toplum sorunları çözülmeye gidilmiştir. Naum Faik gibi kalemi güçlü, kilisesine bağlı ve önder kişilerle övünerek ne kadar değerli bir toplum olduğumuzun farkına varıyoruz, fakat onun yaptıklarının çok az da olsa uygulamadığımız için, farkına vardığımız değer kaybolup gidiyor.

Geçmişimizi incelemeye kalksak inanın çok uzun bir yolculuğun hazırlıklarının yapılması gibi bir gayret göstermek zorunda kalırız.

Azizlerimizin, edebiyatçılarımızın, tarihçilerimizin, filozoflarımızın, hekimlerimizin ve diğer ilim adamlarımızın çokluğu o kadar belirgindir ki, yüzyıllar boyunca ayakta kalmış bir toplumuz. İlk üniversite, ilk yazı, ilk medenileşme ve ilk Hıristiyanlık kavramları biz Süryani Kadimleri niteleyen sıfatlardır. Ayrıca toplumlar arası diyalogumuz da tarihin medeniyet çemberinin merkezinde olduğumuzu göstermektedir. Şimdiye bakılırsa da bu toplum ne nüfus bakımından ne de birlik bakımından istenilen bir durumda değildir.

İsa Mesih’in konuştuğu dil olan Aramca (Süryanice) yeteri kadar konuşulmamaktadır. Bu övünülecek tarihe sahip bir toplum çözüm getiremediği için asimile olma yolunda ilerler. Günümüzde imkanlar o kadar çabuk artıyor ki, geçmişte yaşanılanlar bizlere çok ilginç geliyor. Yaşadığımız bu rahatlık içerisinde bile o geçmişte yapılanların yapılamaması insanı üzüyor. İnsanlar rahata kavuşunca anlaşılıyor ki, sahip olunması gereken temel değer yargıları unutulup gidiyor. Övünme ise burada devreye giriyor. Övünerek bu yargıların farkına varıldığı gösteriliyor. Çözüm üretimi açısından hiçbir girişimde bulunulmuyor. Sorunlar bu sayede büyüyerek kültürel bir unutuşun temelini hazırlıyor. İnsanların güçlenmesi, çözüm üretmenin aksine rahat olunmasını sağlıyor. Toplumculuk ve birlik kavramları da bu vesileyle ortadan kalkıyor. Buradan da çıkarılan sonuç, güçlü olmakla da bir yol ilerlenmiyor.

Sonuç olarak; yaşadığımız bilişim çağı içersinde, övünmekle beraber mevcut sorunlarımızın çözümlerini üreterek, tarihimizi ve kültürümüzü yaşatabiliriz. Sorunlarımızı dile getirmek elbette sonuca götüren yolun başlangıcıdır, fakat çözüm üretmeyince sonuca gidemeyiz. İhtiyacımız olan tek şey bu çözümlerimizi uygulayacağımıza inanmaktır.

Sevgilerle.

>> Sayfa Başı