
|
|
|
|||
>>> David Akgüç - Ümit Koç Meryem Ana Müjde Bayramı (SUBORO) ![]() ‘Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesi’nin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak olana Kutsal Tanrı Oğlu denecek.’ Her yıl 25 Mart’ta kutlanan bu kutsal günde insanlığın kurtuluşunun temelleri atılmıştır. Çünkü bu kutsal günde, yüce Tanrı’nın kendi sözü baş meleği Cebrail (Gabriel) tarafından Meryem Ana’ya müjdelenmiş ve Kutsal Ruh’tan gebe kalan Meryem, Rabbimiz İsa Mesih’i doğurmuştur. Daha önce peygamberler tarafından da bildirilen bu mucizevi olay kutsal kitapta şöyle anlatılmaktadır: “Tanrı, melek Cebrail’i Celile’de bulunan Nasıra adlı kente, Davut’un soyundan Yusuf adındaki adamla nişanlı kıza gönderdi. Kızın adı Meryem idi. Onun yanına giren melek, ‘Selam, ey Tanrı’nın lütfuna erişen kız! Rab seninledir.’ dedi. Melek ona, ‘Korkma Meryem.’ dedi. ‘Sen Tanrı’nın lütfuna eriştin. Bak, gebe kalıp bir oğul doğuracak, adını İsa koyacaksın. O büyük olacak, kendisine “Yüceler Yücesi’nin oğlu” denecek.’ ![]() Meryem meleğe ‘Bu nasıl olur? Ben erkeğe varmadım ki.’ dedi. Melek ona şöyle yanıt verdi: ‘Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesi’nin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak olana Kutsal Tanrı Oğlu denecek.’ dedi. ‘Ben Rabbin kuluyum’, dedi Meryem, ‘bana dediğin gibi olsun.’" (Luka 1:26 - 38) Kutsal Kitap’ta da anlatıldığı gibi Tanrı insanlığın kurtuluşu için, yani ilk atalarımız Adem ve Havva’dan gelen asli günahı silmek için biricik oğlunu dünyaya göndermiştir. Hıristiyanlık için çok önemli bir gün sayılan ve Süryanice “Suboro” (müjde) diye anılan bu kutsal günü simgelemesi için kırmızı ve beyaz renklerden oluşan Suboro ipliği takmaktayız. Bu renklerin manası ise; beyaz renk Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrılığını, kırmızı renk ise insanlığını sembolize eder. Tıpkı Kutsal Kitap’ta anlatıldığı gibi Kutsal Ruh’un, Meryem Ana’nın rahmine inip Tanrı ve insanın birleşmesine yani İsa Mesih’e işaret eder. Suboro ipliği, Diriliş Bayramı’nın ikinci gününe kadar takılır. Çıkarıldıktan sonra ise atılmamalı yakılmalıdır. Paskalya Yumurtası Hıristiyanlığın en önemli kutsal günü olan Diriliş Bayramı’nın gelenekleri arasında en önemli yeri paskalya yumurtası almaktadır. Tabi ki bunların yanında paskalya çöreğini, sütlacı ve lebeniyeyi unutmamak gerekir. ![]() Paskalya yumurtası ile ilgili kutsal kitaplarda yazılı bir kaynağa rastlanmamasına karşın yine de bu konuda birçok bilge kişinin kendi düşünceleriyle yaptığı yorumlar ve benzetmeler bulunmaktadır. Bu benzetmelerin bazıları şunlardır: - Yumurta Meryem Ana’ya benzetilmektedir. Çünkü Meryem Ana Melek Cebrail tarafından Tanrı’nın sözüyle müjdelendiğinde bakire olmasına karşın Kutsal Ruh’tan hamile kaldı ve Rab İsa Mesih’i doğurdu. Bu olay bir yumurtanın içinde, dışardan hiçbir etki olmaksızın yalnız ısı ile bir canlının oluşmasına ve yetiştikten sonra yumurtayı kırarak dışarı çıkmasına benzer. - Diğer bir tanımla da yumurta Rab İsa Mesih’in mezarına benzetilir. Çünkü Rab İsa Mesih’i mezara koyduklarında mezarın kapısını büyük bir taşla kapatıp mühürlediler. Ama Rab İsa Mesih ölüler arasından dirildiğinde mühürler bozulmadan taş yuvarlandı ve Rabbimiz büyük bir ihtişamla dirildi. Buradan da anlaşıldığı gibi bir yumurta hayat buluyor ve içinden bir canlı çıkıyor. Bu canlının İsa Mesih’i sembolize ettiğine inanılır. Eğer yumurtanın rengi kırmızı ise bu da Rab İsa Mesih’in bizler için döktüğü kanı simgeler. Bu benzetmeleri çoğaltmak mümkündür. Dileğimiz bu gelenek ve göreneklerimizin kaybolmayıp diğer nesillere de aktarılmasıdır. (Katkılarından dolayı Abuna Hanna Akgüç ve Abuna Hanna Aykurt‘a teşekkür ederiz.) Kurt ve Yedi Küçük Keçi Derleyen >>> Öğretmen ve Papaz Barsavmo Samuel Doğan Çeviren >>> Lilyana İşleyen Kitap >>> Olaf Tau ![]() Yaz günlerinden birinde, anne keçi yedi yavrusunu evde yalnız bırakır. Fakat evden çıkıp gitmeden önce onları şöyle uyarıp diyor: - Bakın ve kurda karşı dikkatli olun. Şayet gelirse asla kapıyı açmayın. Keçinin gitmesinden kısa bir süre sonra kurt, yavru keçilerin kapısını çalıp şöyle söyler: - Ben annesizim. Kapıyı açın, gireyim. Her birinize hediye getirdim. Yavru keçiler: “Hayır! Çünkü senin sesin bizim annemizin sesine benzemiyor. Sen kurnaz kurtsun. Annemizin alçak bir sesi var.” diye cevap verdiler. Kurt, inine dönüp sesini yumuşatmak için biraz bal yer. İkinci kez yedi yavru keçinin evine geldi. Sakince tekrar kapıyı çalıp dedi: - Ben sizin annenizim. İşte geldim, bana kapıyı açın. Yavruların en küçüğü kapıyı açmak istedi. Çünkü bu sefer kurdun sesi annelerin sesine benziyordu. Çünkü bal yemişti. Ama büyük kardeşi kapının altından ayak kıllarını gördü ve kül rengi olduğundan dolayı onu tanıdı. Yavru keçiler kurda dediler ki: - Sana kapıyı açmıyoruz. Çünkü annemizin senin gibi kül rengi kılları yoktur. Tilki bunları duyunca, şaşırıp kül rengi olan ayaklarına bakmaya başlar. Hemen bir fırıncıya gidip ayaklarını beyaz unun içine koyar. Geri dönüp tekrar kapıyı çalar. Kapının altından ayaklarını keçi yavrularına gösterdi. Keçi yavruları buna inanıp kapıyı açtılar, kurt içeri girdi ve en küçük keçi yavrusu dışında hepsini yer. Çünkü o elbise dolabına gizlenmişti. Anneleri eve gelince küçük olan keçi yavrusu, kardeşlerinin başına gelenleri ona anlatmaya başladı. Anne yavruları için ağlamaya başladı. Belki halen yavrularının kurdun karnında yaşıyor olabileceklerini düşündü. Çünkü kurdun ağzı çok büyük olduğu için onları çiğnemeden yutmuş olabilirdi. Yavruların annesi de kurdu bulabilmek için gezinip aramaya başladı. Gidip büyük bir ağacın altında yattığını gördü. Altı tane yavruyu yuttuğu için çok yorulmuştu. O zaman makas alıp kurdun karnını kesti. Yavrularını çıkarttı. Taş doldurup oradan uzaklaştı. Kurt, susayınca uyandı. Su içmeye gitti. Karnı patlak olduğundan dolayı içtiği su döküldü ve acı çektiğini hissetti.Yavrular da annelerine bir daha yabancı birisine kapıyı açmamaya söz verdiler. |
||||
|
|
|