
|
|
|
|||
>>> Bahar Şakarer Dt. İshak Tanoğlu “Bize gençleri özelliklerine göre yönlendirebilecek ve bu gençlere toplum için çalışma gerekliliğini aşılayabilecek insanlar lazım” Bize kısaca kendinizi anlatabilir misiniz? ![]() 1955 yılında Elazığ’da doğdum. Annem ve babam aslen Harputluydular. İlk, orta ve lise tahsilimi Elazığ’da yaptım. 1973 yılında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’ne girdim ve 1979 yılında mezun oldum. Elazığ’a dönüp serbest diş hekimi olarak çalışmaya başladım. 1982 yılında Elazığ Kilisesi’ne yönetici oldum. Aynı yılın son aylarında Patriğimiz Mardin’de Rahip İlyas’ı resmetti. O törende eşimi gördüm. 1998 yılında da Elazığ Kilisesi’ne İncil-i Şemmas resmedildim. Aktif şekilde kilisede çalışma aileden mi geliyor? Hem anne tarafım hem de baba tarafım gerek yönetici olarak, gerekse İncil-i Şemmas olarak son yüzyılda çok aktif olarak görev almışlar. Mesela dedem, amcam, babam, ben hepimiz İncil-i şemmasız. Babam 54 sene Harput Kilisesi’nde yöneticilik yaptı. Ondan sonra ben yaptım. Aynı şekilde annemin dedesi ve dayısı da kilise yöneticisiydi. İlk olarak kaç yaşından itibaren kiliseye emek vermeye başladınız? 7 yaşındayken Metropolit Hanna Dolabani, Elazığ’a geldi. O zaman Malatya’da kilise olmadığı için orada bir ayin yapmayı teklif etti. Babam bu ayine şemmas olarak katıldı. İlk olarak o ayin esnasında İncil’i bana okuttular. Oradaki hanımlar sesimi çok beğendiler ve 3 – 4 saat beni kucaklarından indirmediler. Bunu hiçbir zaman unutamadım. Küçükken bana “İshak ne olacaksın?” diye sorduklarında, “Metropolit olacağım.” derdim. Sonra 15 yaşından, yani 1970 yılından bugüne kadar sadece Elazığ Kilisesi için değil, bütün Süryani toplumu için çalışmalarım oldu. Bu çalışmalarımda 12 yaşında gördüğüm özel bir rüyanın büyük etkisi var. O rüyanın bana büyük bir güç verdiğini düşünüyorum. Üniversiteyi okumak için İstanbul’a geldiğinizde kentte yaşayan Süryani Cemaati nasıldı? O dönemde Mardin’den, Midyat’tan ve Diyarbakır’dan gelenler ilk önce Kumkapı’ya yerleşirlerdi. Dolayısıyla Kumkapı’daki kilise çok yoğundu. Bir de Tarlabaşı Meryem Ana Kilisesi vardı. Biz Kumkapı’da oturduğumuz için o dönemki Süryani Kilisesi faaliyetlerini yakından takip edebiliyorduk. Her pazar kiliseye gidip ayinde org çalardım. 1977 yılından itibaren, benim sınıf arkadaşım Can Özbardakçı’yla beraber Süryani Kilisesi’nde gençlik çalışmalarına başladık. O dönem Kerim Güzeliş, Lütfü Özkök ve İlyas Gençoğlu’ndan da çalışmalarımıza çok fazla destek aldık. Kilisede Patrik Vekili olarak Hori Samuel Akdemir vardı, ama metropolitlik olmadığı için toplum çok dağınıktı. Saydığım bu arkadaşlarında yardımıyla gençlik toplantıları yapıldı. Aynı sene, yani 1977 yılında MED Kültür Derneği’nin genel sekreteri seçildim. Peki, aynı dönemde Tarlabaşı Kilisesi’nde durum nasıldı? Tarlabaşı Kilisesi’nde salon çok eski ve bakımsız olduğu için büyük problem yaşanıyordu. Ama aynı dönem Kumkapı Kilisesi çok hareketli ve güçlüydü. Fakat o yıllarda artık bir metropolit olmadan sorun çıkacağı belirginleşmişti. O dönem İbrahim Tahincioğlu’nun koro çalışmaları vardı. Amacı kilise dualarını notaya almaktı. Ben kendisine bir mektup yazarak, bu çalışmaların çok değerli olduğunu, notaların alınmasının faydalı olacağını ve bunu bütün dualara uygulayarak bir Kıddes Kitabı şeklinde yapılmasını teklif ettim. Teklifimi İbrahim Tahincioğlu dikkate aldı ve 1986 yılında Kıddes Kitabı yayınlandı. 1979 yılında mezun olunca ilk önce üniversitede kalacaktım. Ama babam beni çağırınca Elazığ’a geri döndüm. Öğreniminizi tamamlayıp Elazığ’a dönünce neler yaptınız? 1982 yılında beni Elazığ’da kilise yöneticisi seçtiler. Yöneticiliğe geçince babamla birlikte çalışmalara başladık. Önce kilisenin onarılması, yenilenmesi ve düzenlenmesi şeklinde çalıştık. Daha sonra Diyarbakır, Mardin, Elazığ, Mor Gabriel gibi yerlere çok sık gitmeye başladım. Oralara gezi amaçlı değil, sadece katkı amaçlı gidiyordum. İlk önce bir Kıddes Kitabı hazırladık. Bu kitabın en önemli özelliği Latin harfleri ile hazırlanmış ilk kitap olmasıdır. Tabi bunun hazırlanmasında oğlum Yahya’nın çok katkısı oldu. Biraz çocuklarınızdan ve beraber yaptığınız çalışmalarınızdan söz eder misiniz? ![]() 4 tane çocuğum var. Çocuklarımı çok küçük yaşlardan beri bu kilise çalışmalarının içine soktum. Oğlum Yahya’yı dedesi ile birlikte şemmas olmaya teşvik ettik. Yahya şemmas rütbesi alınca Seyidne Mor Gabriel’de bana da rütbe verdi. Hem yönetici olarak hem de şemmas olarak kilisenin içinde yetki alınca çalışma yelpazem daha da genişledi. Kıddes Kitabı’nın ardından bu seferde Harput Kilisesi’ne ait kökeni Urfa Kilisesi olan 80 tane ilahiyi Latin alfabesine çevirdik. Öğrendiğimiz makamları da çocuklarım Sara ve Yahya’ya da öğreterek bir koro kurduk. Bu şekilde 80 tane ilahimizi kurtarmış olduk. Bu ilahiler Urfa Kilisesi’nin makamları oldukları ve Süryani Kilisesi’nin temel taşlarını oluşturdukları için hem kitap hem de CD olarak yayınlanmasını istiyorum. Oğlunuz Yahya’nın müziğe olan düşkünlüğü nereden geliyor? Oğlum Yahya’nın gerçektende müziğe büyük yeteneği var. Özellikle enstrüman çalma konusunda çok başarılı. Oğlum sayesinde ilk defa Süryani Kilisesi’nde keman kullanıldı. Süryani gençlerinin hazırladıkları dergiler ile çalışmalarının ne zaman başladı? 1995 yılından itibaren bizim İstanbul Metropolitliği Dergisi için çalışmalarım oldu. Şabo Boyacı ve Erkan Metin arkadaşlarımız bu derginin çıkarma çalışmaları için işe başladılar. Daha sonra yazı konusunda benden yardım istediler. Dergiye yazı yazmaya ilk önce yardım şeklinde başladım. Daha sonra anonim Süryani öyküleri yazmaya başladım. Bu öyküler birebir babamın yaşadığı öykülerdi. Bu dergi çıkınca kilise ve manastırla ilgili şiirler yazmaya başladım. Elazığ’daki arkadaşlarım bu şiirleri yazmaya başladığımı görünce mahalli şiirler de yazmamı istediler. Bir süre sonra İsveç’te Yakup Bilge yönetiminde çıkan Heto Dergisi’ne anonim öyküler yazmaya devam ettim. İstanbul Metropolitliği Dergisi 1 – 2 sene kesintiye uğrayınca Elazığ, Diyarbakır, Mardin, Malatya ve Midyat bölgelerindeki cemaatin birbirlerine olan bağlılıklarının kopmaması için bayramlarda bülten şeklinde çalışmalar yaptık. Bu çalışmalarda kızım Sara’nın büyük desteği oldu. Çünkü kendisinin yazıya karşı büyük yeteneği var. Sizin basılmış ve basılmayı bekleyen hangi kitaplarınız var? Kıddes Kitabı adında bir kitapçık basıldı. Şiir kitabım basıldı. Kızım Sara ile birlikte hazırladığım “Süryani Büyüklerinden İnciler” adlı kitabım basıldı. Bir de benim öykülerimi Türkçe ve İngilizce olarak basmayı düşünüyoruz. Bununla beraber kızım Sara’nın çevirisini yaptığı Süryani Kilisesi ile ilgili bir kitap var. Çalışmalar bitince onu da yayınlayacağız. Çocukluk döneminizde Elazığ’da yaşayan Süryani toplumu nasıldı, şimdi nasıl görüyorsunuz? Elazığ’da bizim iki kilisemiz vardı: Biri Harput’ta 1800 yıllık Meryem Ana Kilisesi diğeri ise Harput’tan Elazığ’a inince Mor Cercis Kilisesi. Harput Meryem Ana Kilisesi, Süryani toplumunun en eski kiliselerinden birisi olarak kabul ediliyor. Benim çocukluğumda Elazığ’da 50’ye yakın Süryani ailesi vardı. Bununla beraber 200’e yakın Ermeni ailesi vardı. Ermeniler kiliseleri olmadığı için bizim kilisemize geliyorlardı. Gençlik yıllarımda, pazar günleri kilise dolup taşardı. Kilisede kitaplık kurmak, şiir ve resim yarışmaları düzenlemek gibi birçok kültürel aktivite düzenledim. Ben üniversite için İstanbul’a gelince bu faaliyetler durdu. 1999 yılında meydana gelen güneş tutulması ile birlikte Meryem Ana Kilisesi’nin tekrar düzenlenmesi gündeme geldi. Devlet bu restorasyona bütçe ayıramayınca, biz kendi çabalarımızla kiliseyi tekrar ziyarete ve ibadete açtık. Şimdi Elazığ’da 5 Süryani ailesi ve 20 Ermeni ailesi var. Elazığ’daki en büyük kazancımız Harput Meryem Ana Kilisesi’nin tekrar aktif hale gelmesidir. Hem Süryaniler hem de Elazığ kültürü için Meryem Ana Kilisesi dini turizmi yeniden canlandırmıştır. Bu kilise sayesinde Süryaniler kamuoyunda daha fazla tanınmıştır. Genel olarak Süryani gençliğini ve Süryani toplumunu nasıl görüyorsunuz? Süryani gençliği bizim zamanımızda küçük şehirlerden gelmiş, ekonomik kaygılar taşıyan gençlerle doluydu. Günümüzde, o görüntüden çıkmış, yüksek tahsil ve kariyer yapmak isteyen bir Süryani gençliği var. Amaç böyle olunca daha fazla faydalanabileceğimiz gençler bulunuyor. Fakat gençleri özelliklerine göre yönlendirebilecek ve bu gençlere toplum için çalışma gerekliliğini aşılayabilecek insanlar lazım. Gençlerimizin para kazanayım, evleneyim fikrinin yanında ben yaşantım boyunca elimdeki güçleri topluma nasıl yansıtabilirim, toplumumu bulunduğu seviyeden nasıl bir üst seviyeye çıkarabilirim diye düşünmesi lazım. Bunu da ancak büyüklerin teşviki ve çalışması ile birlikte organize ederek topluma yansıtmaları lazım. Ama genel olarak gençlerimizden çok umutluyum. 35 senedir Süryani cemaati ile iç içesiniz. Gerek yazdığınız yazılarla gerekse yaptığınız faaliyetlerle toplumumuza katkılarınız oldu, tüm bunları yaparken amacınız neydi? Gençlik yıllarımdan itibaren Süryani toplumunun mevcut seviyesinin daha yükseğe çıkarılması gereğini gördüm. Süryani toplumu hem sosyal ve kültürel yönden hem de dini yönden daha üst seviyelere çıkarılmayı hak eden bir toplum. Bunun için elimizdeki güçler doğrultusunda - bu para, bilgi ya da yetenek olabilir - kilisenin daha yukarılara çıkartılması gerektiğini prensip edindik. Hayatımın temel felsefesi budur. Büyük milletlerde toplum için fedakarlık, yardımlaşma, saygı ve sevgi üst seviyelerdedir. Çok yönlü bir kişiliğiniz var: Edebi yönünüz, dini yönünüz, yönetici özelliğiniz bir de doktorluk yani mesleki yönünüz var. En çok hangisinden haz alıyorsunuz? Samimi cevap vermek gerekirse küçüklüğümden beri kilisede ve toplumun içinde lider olma duygusu genetik bir his olarak hep içimde var. Beni en çok mutlu eden Süryani toplumunu ve Süryani Kilisesi’ni yani içinde yaşadığım bu çevreyi düşük seviyeden çıkartıp Türkiye’de yaşayan diğer toplulukların seviyesine getirmek. Örneğin, Süryani Kilisesi Korosu diğer kiliselere göre daha geride bunu geliştirmek istiyorum. En çok beğenerek okuduğunuz yazarlar hangileri? Ben felsefi ve tarihi yazıların dışında çok fazla farklı türlerden kitaplar okumam. Ama mesela şairlerimizin içinde Orhan Veli Kanık, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Haşim’in şiirlerini çok beğenirim. Ama en çok Orhan Veli Kanık’ın şiirlerini seviyorum. İDEM dergisini nasıl görüyorsunuz? ![]() Dergide çalışan gençlerimize çok teşekkür ediyorum. Hepsi özveriyle ve imkanlarının son sınırlarıyla çalışıyorlar. Başarılı bir dergi ve bu derginin sürekli olmasının toplum açısından büyük fayda var. Çünkü Süryani toplumunun şu anda başka dergisi yok. İDEM’i içerik olarak da beğeniyorum. Tabi toplumun tek dergisi olunca beklenti de fazla oluyor. Ama her kesimi memnun edebilecek bir dergi yapmak da çok zor. Derginin daha güçlü olabilmesi için yazar yelpazesinin daha çeşitli ve geniş olması ve biraz daha açılması gerektiğini düşünüyorum. Son olarak İDEM’in çıkmasında emeği geçen Sayın Metropolitimiz’e, Yönetim Kurulu’na ve siz değerli gençlerimize teşekkür ederim. BİR SEVDA TÜRKÜSÜ |
||||
|
|
|