
|
|
|
|||
>> Abraşiye Metropolitimiz Mor Filüksinos Yusuf Çetin'in Resametinin 20. Yıldönümü >> Abune Esmer Bilge Horiepiskoposluk Rütbesine Resmedildi >> Horiepiskopos Süleyman Yusuf Hınno Arkahoyo'nun Hayatı >> 11. Dönem Vakıf Yönetim Kurulunun Beş Yıllık Faaliyeti >> Süryani Deyiminin Birden Fazla Mezhep Mensubu Tarafından Kullanılmasının Getirdiği Kargaşa >> Adıyaman Mor Petrus ve Mor Pavlus Kilisesi Turu >> Yönetim Kurulu Eski Başkanlarından Hanna Hıdırşah’ı kaybettik. Yönetim Kurulu Eski Başkanlarından HANNA HIDIRŞAH’ı kaybettik.
Hanna Hıdırşah Hanna Hıdırşah 1925 yılında Diyarbakır’da doğdu. Ohannes “Lütfi” ve Ani Hıdırşah’ın tek çocuğuydu. Çok genç bir yaşta yüksek eğitimi için İstanbul’a geldi. 1949 yılında Robert Koleji’nden İnşaat Mühendisliği derecesiyle mezun oldu. Üniversitede iken Agavni Gedikyan ile tanıştı ve askerliğini tamamladıktan sonra evlendi. Kariyerinin ilk yıllarında Amerikan firmalarında çalıştı ve hem Türkiye’yi hem de İstanbul’u dolaştı. Daha sonra Birlik Mühendislik ve İnşaat Şirketi’ni kurdu. Havaalanları, oteller, fabrikalar, kiliseler, ticari binalar ve konutlar inşa etti. Hanna ve Agavni’nin Tanrı’nın lütfu ile Anna ve Ayk isimli iki çocukları ve Mardik, Ani, Sayat, Arek ve Narek isimli beş torunları oldu. 1981 yılında ailesine katılmak için Los Angeles’a gitti. Müthiş kişiliği ve iyimserliği ile yeni arkadaşlar edinmesi ve yeni bir çevreye uyum sağlaması zor olmadı. 29 Haziran 2006 tarihinde gündüz uykusunda vefat etti. Hanna Hıdırşah toplumuna çok hizmet etti. 20 yıl abraşiye yönetim kurulunda görev yaptı. Dizayn ve inşa ettiği Meryem Ana Süryani Ortodoks Kilisesi, İstanbul Süryani Mezarlığı ve İstanbul’daki Surp Santught Ermeni Kilisesi (büyük bir yangından sonra) dikkate değer eserlerinden bazılarıdır. >>> Naim Dilmener Bir Bilge Adam: Yıl 1974: Mardin’den İstanbul’a geleli iki yıl olmuş. Üniversitenin ikinci sınıfındayım ve okumanın yanında çalışmak da zorundayım. Ekonomik şartlar bunu gerektiriyor. Yaz aylarında Kapalıçarşı’da tezgâhtarlık yapmışım ama artık daha ciddi bir işe girmek ve hem bir şeyler öğrenmek, hem de para kazanmak istiyorum. Babam beni Yakup Tahincioğlu’na götürüyor o yıl; “Oğlum Maliye ve Muhasebe eğitimi alıyor, sizin fabrikada bir iş bulunabilir mi ona?” diye soruyor. Yakup Bey, son derece ilgili ve sevecen bir biçimde ilgileniyor benimle. Nerde okuduğumu, neler öğrendiğimi, işe devam edebileceğim saatleri soruyor ve hemen orada kararını veriyor; benim için bir müjde olan kararını: “Seni inşaat firmamızda işe başlatalım, Birlik İnşaat’ta; hem yeri de Laleli ve senin okuluna çok yakın, yollarda zaman kaybetmezsin…” Havalara uçarak çıkıyorum Yakup Bey’in odasından; koşar adımlarla yürüyorum Fırın Sokak’ı, büyük bir mutlulukla Sıracevizler’i aşıyor ve Şişli’den otobüse binerek Taksim’e, oradan da Yeşilköy’e gelerek anneme haberi veriyorum: “Kent’in inşaat firmasında işe başlıyorum.” Önce Münir Gençoğlu ile tanışıyorum Birlik İnşaat’ta. ‘Melek’ diye tabir edilen kişilerden Münir Ağabey; nur yüzlü ve şefkatli. “Seni yetiştireceğiz,” diyor, “iyi bir muhasebeci olarak yetiştireceğiz…” Ve eğitimim Münir Bey’in gözetiminde başlıyor. Önüme evrakları, defterleri, hesap makinesini koyuyor, gösteriyor-anlatıyor. Hiç yorulmuyor, hiç üşenmiyor Münir Ağabey; kızmıyor, sinirlenmiyor. Bir öğretmen titizliği ile her şeyi anlatmaya çalışıyor bana. Anlatırken de Hanna Bey’den söz ediyor; “Şu an Amerika’da tatilde, döndüğünde tanışacaksın onunla. O bizim firmanın mühendisi ve inşaatlar tamamen onun gözetiminde ilerliyor…” Hesap makinesini (elle çevrilen meşhur Facit hesap makinesi) kullanmayı henüz öğrenmiş, yevmiye defterine ufak tefek kayıt girmeye başlamışken geldi Hanna Ağabey de. Bir pazartesi, Gençtürk Caddesi’ndeki ofise girmiş, pencereleri-perdeleri açmış ortalığı havalandırmaktaydım ki Hanna Bey girdi içeri ve “Münir Bey’in sözünü ettiği yeni arkadaşsın sen, hoş geldin oğlum, başarılar dilerim…” dedi, elimi sıktı, koltuğuna geçti oturdu. O zamanın şirket merkezleri, ofisleri çok geniş ya da gösterişli değildi. Birlik Han’da iki odamız var yalnızca; birinde zaten proje masası kaplamış her yanı, üzerinde çizimlerin yapıldığı bir masa bu. Diğeri de yönetim ve muhasebe odası. Benim, Münir ve Hanna Bey’lerin masaları aynı odada ve yan yana. Münir Bey’in desteği ile ilk haftam büyük bir keyif ve mutluluk içinde geçmişti; o sabah, Hanna Bey gelir gelmez, geri kalan günlerimin de öyle geçeceğine inandım. Öyle de oldu. Çok şey öğrendim Hanna Ağabey’imden. Dünyanın en dürüst insanlarındandı ve her kararını, her davranışını bu ‘dürüstlük’ kıstası yönlendiriyordu. Sevgi doluydu, insancıldı, bilgili ve yetenekliydi. Benim yaşlarımda olan oğlu Hayk ile de çok samimiydik; “Birbirinizi kardeş kabul edin,” derdi Hanna Ağabey. Öyle de yapmıştık zaten. Hayk Paris’e okumaya gittiğinde beni de davet etti evine; gittim onda kaldım. Geldiğimde de Hanna Ağabey’e Hayk’ın misafirperverliğini anlata anlata bitiremedim. Çok sonra Hanna Bey ve ailesi Amerika’ya yerleşmeye karar verdi. Gittiler. Gittiler ve ben bir daha onu hiç göremedim. Arada bir haber alıyordum, Münir Bey ya da bir başkasından. “İyidir,” diyorlardı, “iyidir, keyfi yerinde, halinden memnun…” Yakın bir zamanda Hanna Ağabeyimi kaybettiğimiz haberi ulaştı bizim buralara. İçim burkuldu, üzüldüm, hüzünlendim. İlk tepkim buydu! Sonra biraz üstünde düşünüp eski günleri andığımda-hatırladığımda, Hanna Ağabeyimin mekânının kesinlikle cennet olduğuna karar verdim, kendimi teselli ettim… Bazı insanlar böyledir. Dünyaya yalnızca ‘iyilik’, mutlak bir biçimde ‘iyilik’ vermek için gelirler. Hanna Hıdırşah bunlardan biriydi. Ne mutlu ona, ne mutlu onun gibi olanlara. Nur içinde yat sevgili ağabeyim; etrafın hep çiçeklerle-ağaçlarla, bizim buralarda bilmediğimiz bitkilerle-renklerle çevrili olsun. |
||||
|
|
|