ANA SAYFA | DERGİ EKİBİ | ABRAŞİYEMİZ | WEB MASTERLAR | BİZE ULAŞIN | ARŞİV

GÜNDEM

>>> 11. Dönem Vakıf Yönetim Kurulu

Süryani Deyiminin Birden Fazla Mezhep Mensubu Tarafından Kullanılmasının Getirdiği Kargaşa

Milattan sonra birinci Asırda Aramilerin büyük bir bölümü Hıristiyan dinini kabul ettiler. Hıristiyanlığı kabul etmeyen diğer putperest Aramilerden kendilerini ayırt etmek için, Süryani ismini kullandılar. Bu deyim Ön Asya'da ve özellikle Mezopotamya'da giderek artan tüm Hıristiyanlar arasında herhangi bir etnik veya inanç farkı gözetmeksizin 5. asra kadar devam etti. Ta ki, kendisi de Süryani kökenli olan İstanbul Patriği Nasturius'un genel kilise anlayışına ters düşen öğretisi neticesinde 431 yılında Efes konsilinde aforoz edilmesine kadar sürdü. Nasturius'un fikirlerini paylaşan taraftarlarına da Nasturiler adı verildi. Antakya Süryani Ortodoks Kilisesinden sırasıyla: M. S. 431 de Nasturiler, M. S. 451 de Melkitler, 7. asırda Marunîler, M. S. 1445'te Keldaniler, M. S. 1724'te Melkit Katolikler, M. S. 1782 de Süryani Katolikler ve en son olarak 19. asırda da Süryani Protestanlar ayrıldılar. Ana Kilise'den kopan bu topluluklar zaman zaman Süryani deyimini sıfatlarının başında kullanmaktadırlar. Süryani deyimini, diğer sıfatlarıyla beraber kullanmanın, getirdiği isim benzerliklerini bazen kötü niyetlerinden bazen de bilgisizliklerinden ayırt edemeyen kişi ve kurumlar hepsini aynı kefeye koymaktadırlar.

Asurîlere gelince; bu bölümü rahmetli Patrik Afrem Barsavm "Süryani Halkı" kitabında bakın nasıl anlatıyor. Bu tamamen siyasi bir oyundur. İngilizler 1912 – 1920 yıllarında Irak petrollerine sahip olabilmek için Nasturiler'den bir grubu kışkırtarak diğer Nasturiler'den ayırıp, Asurî adını kullandırarak siyaset sahnesine itiverdiler. Siyasetin labirentlerinde gezinen Asurîler çeşitli zamanlarda büyük kayıplar verdiler.

Antakya Süryani Ortodoks Kilisesinden kopan diğer mezhep mensuplarının her birisi kendi Patrikliğini kurup yaşama devam ederken, Süryani Ortodokslar Patrikliklerini Antakya'da devam ettirdiler. Ancak Bizanslılarla düştükleri mezhep kavgaları sonucu çeşitli siyasi baskılar altında kaldıklarından Patriklik Merkezlerini Anadolu'nun muhtelif yerlerine taşımaya mecbur bırakıldılar. Sırasıyla Malatya, Diyarbakır, Mardin ve Suriye'nin çeşitli illerine götürdüler. En sonunda şu anda işlevini gördüğü Şam'a taşıdılar.

Biz Süryani Kadim Ortodoks toplumu, İsa Mesih'in İncil'de belirttiği gibi yaşadığınız ülkenin idarecilerine itaat ediniz. "Sezar'ın hakkını Sezar'a, Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya verin" (Matta. 22:21) ve Pavlus'un Romalılara Mektubu'ndaki (Rom. 13:1–7) amir hükümlerine bugüne kadar sadık kalmışızdır. Süryani Kadim Ortodokslar, birinci asırdan bugüne kadar yaşadıkları ülkelerin yönetimlerine hiçbir zaman karşı koymadılar, en iyi vatandaş olarak da yaşamayı prensip edindiler. Bu inançlarını çeşitli vesilelerle gösterdiler. En son örneğini Patrik İlyas Şakir de görebiliriz. Patrik İlyas Şakir Milli Mücadelenin önderi Mustafa Kemal Paşa'yı Ankara garında karşılarken, Milli Mücadeleye olan bağlılıklarını Paşa'ya arz ettiler. Bu bağlılık, milli mücadele süresince hep devam etti. Ayrıca Lozan müzakeresi sırasında da bağlılıklarını göstermeye devam ettiler.

Lozan Anlaşmasına giden Türk delegelerine biz "Süryani Kadim toplumu azınlık değiliz, herhangi bir ek statü istemiyoruz. Kaderimiz Türk milletiyle sonsuza dek aynı olacaktır." diye beyan ettiler. Bütün bu iyi niyetlerine rağmen ne yazık ki tarihte çoğu zaman yaşanan üzüntü verici olaylara Süryani Kadim Ortodoksların bulaşmamış olmasına rağmen, Süryani Kadim Ortodoksların dışında Süryani adını kullanan bazı grupların yaptıkları hataların faturası Süryani Kadimlere çıkarılmıştır. Süryani Kadim Cemaati isim benzerliğinden dolayı bütün bu iyi niyetlerine ve uğraşlarına rağmen zaman zaman hak etmediği suçlamalara maruz kalmakta ve bundan üzüntü duymaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış dönemlerine rastlayan yıllarda Anadolu'da olan üzücü olaylara, bugünlerde Süryanileri de dış kaynaklardan bulaştırmak isteyenler vardır. Biz bu olayı Mayıs 2006 yılında İstanbul'a teşrif eden Sayın Patriğimiz I. Zekka Ayvaz'a, "Avrupa'da bazı kişiler tarafından 1915 yılında çıkarılan tehcir yasasının uygulanması esnasında yaşanan çok üzücü olayların Süryanilere de uygulandığını ve soykırım şekline dönüştürüldüğünü söylemekteler. Bu konuda bize ne söyleyeceksiniz?" diye sorduğumuzda aldığımız cevap "Bizim kilisemiz siyasetle uğraşmaz. Ancak birey siyaset yapabilir. Bahsettiğimiz konu tarihçileri ilgilendirir. Ancak biz Süryani topluluğu olarak inancımız gereği, bulunduğumuz ülkenin yasalarına ve düzenine karşı daima saygılı olmalıyız. Bu düşünceyi her ortamda ve her ziyaret ettiğim abraşiyede (metropolitin dini olarak idare ettiği bölge, alan) uzun, uzun anlatırım. Herkese daima tavsiye ettiğim gibi ülkesine bağlı, dürüst, örnek bir vatandaş olunması gerektiğini anlatırım. Bu itibarla zaten bu düşüncede olduklarına emin olduğum Sayın Metropolitlere de söylüyorum. Buna rağmen tekrar hatırlatmak istiyorum. Bulunduğunuz ülkede yaşayan Süryanilerin ülkelerine bağlı, güvenilir bir vatandaş olmalarını telkin edin. Özellikle biz Süryani Ortodoksların tarihinde herhangi bir kara leke görülmemiştir. Biz Süryani Kadimler yaşadığımız topraklardaki diğer inanç sahipleriyle hep kardeşçe yaşamışızdır. Onlarla ticari ilişkileri korumuş sevgi ve karşılıklı saygı prensiplerini uygulamaya çalışmış ve bunda da büyük çapta başarılı olmuşuzdur. Buna ek olarak altını çizerek belirtmek isterim ki vatanına sadık olamayan kişi iyi biri Hıristiyan ve iyi bir insan olamaz. Çünkü İsa Mesih'in amir hükmü bunu göstermektedir. 5500 yıla yakındır bu topraklarda yaşayan güzide cemaat bireylerimizin varlığından hep övgü ile bahsedildiğini biliyoruz. Bunlara rağmen istenmeyen nahoş olaylar yaşanmıştır. Ne yazık ki her milletin tarihinde de sık sık bu tür istenmeyen olaylara rastlıyoruz. Bunları hep gündemde tutarsak insanlar arası sevgi ve saygıyı tesis edemeyiz. Bunu elimizde olmayan nedenlerle doğal kabul etmemiz gerekir. Benim size tavsiyem sakın yabancıların telkinlerine tahriklerine kapılmayın." diye buyurdular.

Biz Süryani Kadim cemaati olarak ülkemiz ve devletimizle barışık olduğumuzu, vatandaşlık vazifemizi layıkıyla yerine getirebilmek için elimizden gelen tüm gayretleri sarf etmekte olduğumuzu, bize tavsiye ettiğiniz ülkemize bağlılık ve sadakati aynen uygulamakta olduğumuzdan şüpheniz olmasın diyerek Sayın Patriğimize arz ettik.

Şunu da altını çizerek belirtmek isteriz ki; Bizler cemaat olarak dış ülkelerde yaşayan ve bizlerle ilgisi olmayan sıfatların yanında "Süryani" deyimini kullanan kişilerin yapmış olduğu eylemler ve davranışlar bizleri hiçbir şekilde bağlamamaktadır.