ANA SAYFA | DERGİ EKİBİ | ABRAŞİYEMİZ | WEB MASTERLAR | BİZE ULAŞIN | ARŞİV

YAZIYORUM

>>> ALEXANDRA KOÇHİSARLI

Henüz Vakit Varken

Geçenlerde bir arkadaş toplantısında tartışma konusu olmuştu. Ne mi? Yaşamakta olduğumuz şu teknoloji harikası günlerden daha da konforlusu ve kalitelisinin geleceğine inanıyordu bir grup arkadaş; fakat ben bunun pek de mümkün olamayacağına inanıyordum. Neden mi? Bana sorarsanız belki biraz kötümser olacak fakat gün geçtikçe kirlenen dünyamız bozulan ekolojik denge bence buna pek de imkan vermeyecek.

Son günlerde rastladığım tüm haber programlarında ilk üç haber arasında mutlaka adı geçen “küresel ısınma” bana sorarsanız şu günlerin en önemli konusu. Eğer gelişmiş devletler önümüzdeki on yıl içerisinde bu konu ile ilgili acil önlemler almazlarsa dünyanın ısısının şu ankinden 3 - 4 derece daha yukarı çıkacağı tahmin ediliyor. Bu da kutup buzullarının erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi anlamına geliyor ki, dünyamız için tehlike çanlarının çalacağını göstermektedir. Ekolojik dengedeki bozulma öyle bir hal alacak ki, bu domino taşlarından birinin dengesini kaybedip ötekilerin üzerine düşmesiyle bir.

Deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı şeridi olan ülkeleri ve buralarda yaşayan halkı olumsuz etkilerken tarımsal alanları yok edecek, kıtlıklar kaçınılmaz bir hal alacaktır. Sulak, verimli delta ve ovalar sular altında kalacak insanların önemli yerleşim yerleri, limanları ve ulaşım alanları kullanılamaz hale gelecektir. Hatta bazı kötümser “küresel ısınma” senaryoları 2080 yılında milyonlarca insanın kuraklık yüzünden hayatını kaybedeceğinden söz ediyor.

Peki, nedir bu sürekli adı geçen “küresel ısınma”? Adından da anlaşılacağı gibi “küresel ısınma” tüm dünyayı etkisi altına alması beklenen ve hatta almış bulunan bir iklim değişimi olgusudur. Havaya salınan yüksek oranlardaki CO2 gazları atmosferde birikerek sera etkisi yapmıştır. Bizim anlayacağımız anlamda artık atmosferin koruyuculuğu zayıflamış, iklim ya çok soğuk ya da çok sıcak bir şekilde kendini göstermeye başlamıştır. Böylelikle bahar ayları neredeyse yaşanmaz olmuştur. Bitkiler ne zaman çiçeklenip ne zaman meyve vereceklerine adeta şaşırmış, doğanın tüm düzeni bozulmaya yüz tutmuştur. ABD’de meydana gelen kasırgalar, şiddetli soğuklar; yazın Avrupa’da görülen ve ölümlere neden olan aşırı sıcaklar hep bu küresel ısınmanın sonucudur.

Bütün bu olguların nedeni 19. yüzyılın sonlarında İngiltere’de başlayan “Sanayi Devrimi” ve buna bağlı olarak buharlı ve motorlu taşıtların hayatımıza sunduğu hizmetler ve kolaylıklar olarak sıralanabilir. Eskiden elde yapılan her türlü üretimin yerini artık makinelerin alması; mesafelerin motorlu taşıtlarla kat edilmesi, fabrikaların kurulması ve dünyanın her yerine yayılması, böylelikle de yaşadığımız gezegenin yavaş yavaş tüketilmesi…

21. yüzyıla geldiğimiz şu günlerde aslında dünyayı nasılda umarsızca yok ettiğimizi görmekteyiz. Aklımıza bilge Kızılderili şefi Seatle’nin bir sözü geliyor hemen:
“Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulamaz. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenilemeyen bir şey olduğunu anlayacak!”

Tablo karamsar olmasına rağmen, dünyayı korumak adına yapılacak şeyler hala var. Hatta bu yöntemler zaman zaman öylesine basit bir hala alıyor ki, bizim bile evimizde oturduğumuz yerden çevrenin korunmasına katkıda bulunmamıza imkân verebiliyor. Örnek olarak evimizde çıkan atıkları, çöpleri düşünelim; şöyle 5 kişilik bir ailenin çıkardığı haftalık çöpü göz önüne getirelim. Eğer bu ailede okullu çocuk var ise ne denli çok kâğıt atık, oyun çağı çocuğu var ise, ne denli çok pil, naylon ambalaj atığının çöpe gideceğini düşünelim. Kullandığımız karton süt ambalajlarının, yumurta kaplarının biriktirilerek kâğıt atıklarla bir arada geri dönüştürüldüğünde ne denli çok kâğıt tasarrufu sağlayacağını, böylelikle atmosferin can damarı olan ormanlarımızın korunmasına katkıda bulunacağı kesindir. Atık pillere gelince: civa gibi birçok kimyasal madde barındıran piller, eğer özel bir arıtmadan geçmeyip sıradan çöplerle birlikte atılacak olurlarsa, toprağa saldıkları zehirli kimyasallarla tarımı dolayısıyla insan yaşamını olumsuz etkilerler. Halbuki, evimizde bu basit ve fazla yer kaplamayan atıklar için üç ayda bir boşaltılmak üzere bir atık kutusu yapıp bunları gereken yerlere ulaştırırsak, dünyamız için büyük bir adım atmış oluruz. Okul girişlerinde, oyuncakçılarda ve alışveriş merkezlerinde kolaylıkla rastlayabileceğimiz bu atık kutularına ulaşmak hiç de zor değil! Kâğıdın yanı sıra geri dönüşümü mümkün olan bir diğer önemli materyal ise camdır. Renkli ve renksiz olarak iki farklı grupta toplanan cam atıkları oturduğumuz mahallelerde büyük cam konteynırlarında toplanıp değerlendirilmekte ve hatta geliri de Darülaceze gibi kurumlara gitmektedir. Naylon ve alüminyum atıkların toplanmasına da yine son yıllarda başlanmıştır. Dünyamızı korumak adına yapılan bu girişimlere kayıtsız kalmamalı, tersine çevremizdeki insanları da teşvik ederek çevre koruma bilincini uyandırmalıyız. Günümüz çılgın tüketim anlayışının da önayak olduğu bu çevre sorunu, ancak duyarlı nesillerin yetişmesi ve çevre koruma bilincinin yerleşmesiyle ortadan kalkacaktır.